ZÜLKARNEYN
Kur'an'da Uzaya Seyahati Anlatılan İnsan

 

ÖNSÖZ                                                                                             

    Şüphesiz Kur’ân bir bilim kitabı değildir. Efsâneler ki­tabı ise hiç değil! O, insanın yaratılışına uygun bir hayat sürmesini, kâinatın özünü ve kâinat içindeki yerini kav­ramasını sağlamak gâyesini güden Allah kelamıdır. Hiç bir kitapta Kur’ân'da olduğu kadar ilme önem verilme­miş, hiç bir kitapta insana bu kadar çok düşünmesi em­redilmemiştir. Bir yandan kâinat üzerinde tefekkür tav­siye edilirken, öbür yandan Kur’ân'da anlatılanlardan ib­ret alınması, âyetlerde ifade edilenlerle kasdedilen şeyin âdetâ keşfedilmesi istenmiştir. 

Kur’ân'ın ilme ve tefekküre verdiği bu önem, her de­virde âyetler üzerinde devrin ilmî seviyesi nisbetinde eserler yazılmasını sağlamıştır. Bu cümleden olarak "kı­yamet alâmetleri ve gökler" konusunda yaptığımız bir ça­lışmanın küçük bir bölümü olan Zülkarneyn âyetleri üze­rindeki araştırmalarımızı derinleştirdikçe, müstakil bir kitap haline gelmesinin uygun olacağını gördük. 

Çalışmamızın, Zülkarneyn'in kimliği konusundan zi­yade, Zülkarneyn'in seyahatlerinin nasıllığı konusuna yönelik bir çalışma niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, amacımıza ulaşabilmek için, Zülkarneyn hakkında bugüne kadar ortaya atılmış belli başlı görüşleri incele­memiz, bu görüşlerin ne kadar isabetli, ne kadar isabet­siz olduğu üzerinde durmamız gerekmiştir. Zülkarneyn âyetleri konusunda bugüne kadar getirilen yorumların pek çoğunun, âyetlerden ilk bakışta anlaşılan manâdan  ayrıldığı, yani âyetlerin zâhirinden uzaklaştığı görülmüş­tür. Ancak, müfessirlerin âyetleri bu şekilde anlamaları, devirlerinin bilim ve teknolojik seviyeleri sebebiyle gayet tabiî olarak mutalaa edilmelidir. 

Zülkarneyn âyetleri üzerinde derinlemesine bir dü­şünce neticesi şekillendiğini söyleyebileceğimiz bu çalış­mada, Kur’ân'ın Kur’ân ile anlaşılması metodu izlenmiş, hislerimizin bizi yanıltmasına müsaade etmemek mak­sadıyla bu metottan kopmamak için son derece özen gös­terilmiş, âyetlerin zâhirî manâsı itibariyle yeniden ele alınması sebebiyle, klasik anlayıştan farklı sonuçlara ula­şılmıştır.. 

Burada, çalışmamızın tashihinde yardım eden arka­daşımız Osman USLU'ya, çalışmamız esnasında istişâre ettiğimiz herkese teşekkür ettiğimizi ifade ederken, özel­likle; "Büyük bir gayretin eseri olmuş, insanların böyle düşünmeye de ihtiyaçları var, mutlaka neşredilmeli!" di­yerek bize şevk veren Prof. Dr. Hüseyin HÂTEMÎ'ye saygılarımızı ve şükranlarımızı sunarız. 

GİRİŞ                                                                                                                         

Zülkarneyn; Allah'ın kendisine dünyada imkân sağla­yarak uzak yerlere gidebilmesi için "sebeb" isimli vasıtayı verdiği şahıstır. O, kendisine verilen "sebeb"le üç ayrı se­yahate çıkmıştır: 

"Güneş'in battığı yere" 

"Güneş'in doğduğu yere" 

"İki sedd/südd arasına" 

Gittiği bu üç yerde bazı kavimlerle karşılaşmış, üçün­cü seyahatinde vardığı yerdeki kavmin isteği üzerine, onları Ye’cüc-Me’cüc 'den korumak için bir sedd inşâ et­miştir. 

Zülkarneyn konusunda, yukarıda özetle belirttiğimiz Kehf Sûresi 83-98. âyetlerinde bildirilenlerin dışında, söylenmiş veya söylenecek her söz, sadece ve sadece bir görüştür ve bundan öte bir anlam ifade etmeyecektir. O bir peygamber mi, veli mi, melek mi, hükümdar mı –hükümdarsa bilinen tarihî bir şahsiyet mi–, yoksa alel­âde bir insan mı; bu konuda âyetlerde hiç bir sarahat bulunmamaktadır. Bu durumda, âyetler üzerinde değişik açılardan yapılacak yorumlamalar neticesinde –eskilerin tabiri ile– ahkâm-ı nazariyeden ibaret bazı fikirler üret­mek ve yeni bir şeyler söylemek mümkün olabilir. İnsan aklının düşünmesinin önüne geçilemeyeceği ve Allahu Te‘âlâ'nın da insana daima düşünmesini emrettiği hatır­lanacak olursa, bundan daha tabiî bir şey de olamaz. Zâten bugüne kadar her devirde, nakillerin devrin ilmî seviyesi nisbetinde tekrar yorumlanması sonucunda, yeni fikirler, nazariyeler ileri sürülmüştür. Bilhassa hakkında ­­­­­­­­­­­­­ sahîh hadîs bulunmayan ve ifadenin zâhirinden kesin bir manâya ulaşılması mümkün olmayan âyetlerde, nazari­yelerin sayıları daha da artmıştır. Bu tür fikrî faaliyetle­rin İslâm 'ın tâ ilk devirlerinden itibaren yaşana geldiği düşünülecek olursa, Zülkarneyn hakkındaki rivayet bol­luğunun nedeni belki daha kolay anlaşılır. Burada esas söylemek istediğimiz şudur ki: Bir konuda birden çok ve birbirini nakzeder mahiyette rivayetlerin bulunması; âyetlerden net bir manâ çıkarılamaması ve çoğunluğun ittifakla; "Bu doğrudur!" diyebileceği bir görüşe ulaşıla­mamasından kaynaklanmaktadır. Üzerinde çalıştığımız Zülkarneyn âyetleri bu hususa örnek olabilecek mâhiyet­tedir. Bu durum, bugüne kadar söylenenlerin belli başlı­larını bir araya getirmeden fikir beyan etmemek adına bu kitaba aldığımız rivayetlerden de açıkça anlaşılacaktır sanırız. 

Kur’ân kaynaklı bir şahsiyet olan Zülkarneyn hak­kında bakılması gereken ilk eserler, şüphesiz tefsirlerdir. Tabiî olarak hemen her tefsirde, âyetlerin tefsiri esna­sında çeşitli rivayet ve görüşlere yer verildiği görülür. Ayrıca eski tarih kitaplarında da Zülkarneyn'e dair riva­yetler müstakil başlıklar altında yeralmaktadır. Kaynaklarda Zülkarneyn'in isminin İskender  olduğuna dair rivayetler bulunması sebebiyle, İslâm  literatüründe Zülkarneyn ismi İskender  ismi ile özdeşleşmiş ve buna bağlı olarak Makedonyalı İskender 'in Zülkarneyn olduğu görüşü ortaya atılmış, bu doğrultuda nesir([1]) ve manzum eserler kaleme alınmıştır. Bu konuda en eski manzume Firdevsî 'ye ait olup. Firdevsî'den sonra müstakil olarak  kaleme alınan ve aynı muhtevayı işleyen türdeş eserlere İskendernâme  adı verilmiştir. İranlı Nizâmî 'nin yazdığı ilk İskendernâme 'nin ardından yaygınlaşan ve zamanla Türk Edebiyatı 'na da giren bu türde Çağatay Türkçesi  ile Ali ?ir Nevaî  tarafından kaleme alınan İskender­nâme ’den sonra, Osmanlı lehçesi ile yazılan Ahmedî’nin, Figânî ’nin ve Cemâlî ’nin İskendernâmeler i gelmek­tedir.([2]) Fakat bu çalışmamızda, Makedonyalı İsken­der 'in hayatına dair hikâyeleri edebî bir dille anlatan eserlere yer verilmemiş, araştırmamızın gâyesi gereği daha ziyâde müfessirlerin görüşleri üzerinde durulmuş­tur. 

İskendernâme  türündeki edebî eserlerin dışında, H. 1180 / M. 1764 tarihinde yazılmış Zülkarneyn hakkında müstakil bir eser görüyoruz. Risâle Fî-Hakkı Zilkarneyn isimli bu eser, Müstakimzâde Süleyman Sa‘âdeddîn’e  aittir. Süleymaniye Kütüphanesi , Yazma Bağışlar 1387/8, v.153a-155b'de kayıtlı olan bu eser, on iki varaklık bir ri­sâleciktir. Aynı şekilde kaleme alınan iki risâlecik daha varsa da, yazarlarının kim olduğu bilinmemektedir.([3]) Bu eserlerde, Zülkarneyn konusunda kaynaklarda bulunan görüşlerin bir araya getirilmeye çalışıldığı görülür. 

Çeşitli milletlere mensup ilim adamlarınca bu konuda yapılan araştırmaların neticelerinin makaleler halinde yayınlanmasına XX. yüzyılda da devam edilmiştir. Bizim ulaşabildiğimiz; Ebu'l-Kelâm Âzâd;, Nûru'l-Hakk Tenvîr , Vedî‘a Tâhâ en-Necm , Abdullah b. İbrâhîm el-Asker , Ahmed Hüseyin ?erefüddîn Ali , Habîbullah el-Mukad­desî , Mustafa Muhammed et-Tayr , Ömer et-Tayyibî ,  Sargon Erdem  ve Prof. Dr. İskender Pala 'ya ait maka­lelerin künyeleri Bibliyografya bölümünde verilmiştir. 

Bu araştırmalarda, Zülkarneyn'in başından geçenlere temas edilmekle birlikte, araştırma gayelerinin daha zi­yade Zülkarneyn'in tarihî bir şahsiyet olarak kim olabile­ceği hususuna yönelik olduğu görülür. Aslında bu durum, hemen hemen ilk devirlerden itibaren bu konuda fikir be­yan edenlerin çoğunda gözlenmektedir. Böylece Zül­karneyn'in kimliği konusunda onlarca fikir oluşurken, Kur’ân'da Zülkarneyn'in başından geçtiği anlatılan hâdi­selere belli bir bakış açısı oluştuğu, bu bakış açısının da devirler boyu hiç değişmediği anlaşılmaktadır. Bu kitabın yazılmasında esas etkenin bu olduğu söylenebilir. 

Zülkarneyn'in kimliğinden ziyâde, onun neler yaşadığı konusunda kaynaklarda bulunan görüşlerin sorgulan­ması ve âyetlere yeni bir bakış açısı ile yaklaşılması ge­rektiği fikrini bize veren, yine âyetler ve âlimlerin görüş­leri olmuştur. Burada; satır aralarında bize ışık tutan, ilk döneme ait rivayetleri bize ulaştıran ve âyetleri yaşadık­ları devrin ilmi seviyesi nisbetinde en güzel şekilde anla­maya ve anlatmaya çalışan bütün müfessirlerimizi say­gıyla anıyoruz... Ölenlere Allah'tan rahmet diliyoruz. 

  

  

- Zülkarneyn isminin manâsı ve ona bu ismin neden verilmiş olabileceği 

Zülkarneyn kelimesi, Arapça "zû" ve "el-karneyn" ke­limelerinden oluşan bir isim, bir lakaptır. Bu isim "zülye­deyn" (=iki el sahibi), "zülcenâheyn" (=iki kanatlı) gibi "iki ...ya sahip olma"yı ifade eder. Buradaki "iki ...ya" ibaresi "karneyn" kelimesine verilecek manâya göre değişecektir. İkil bir kelime olan "karneyn" kelimesinin tekili, "karn"dır ve lûgâtte pek çok manâya gelmektedir: 

Bu cümleden olarak öküz, koç gibi hayvanların boy­nuzunu, insan başının iki yanında bulunan çıkıntıları ifa­dede kullanıldığı gibi, bir milletten sonra gelen millete (Selçuklular , Osmanlılar  gibi) veya muasır iki millete ya­hut nesile, Güneş'in iki kenarı na, ağaç kabuğu lifinden yapılan ipe, yün yahut kıldan yapılan yumağa, avcıların kuş yakalamak için kullandıkları ipe, kılıcın keskin tara­fına da "karn" denilmiştir. Sıkça rastlanılan manâların­dan birisi de, asır, devir, kronolojik zaman içinde belli bir kesittir. Bu zamanın ne kadar olduğu konusunda da çe­şitli görüşler mevcut olup kimileri; "70, 80, 100 senedir" derken, kimileri de; "karn mutlak zamanı gösterir."([4])  demektedir. 

Zülkarneyn kelimesi, "karn" kelimesine verilen manâ­lara göre çeşitli şekillerde izâh edilmeye çalışılmış, dola­yısıyla birbirinden farklı birçok fikir ortaya atılmıştır: 

1- Başının iki yanına vurularak öldürülmüş olması se­bebi ile ona bu isim verilmiştir. 

Bu konuda Hz. Ali 'ye dayandırılan bir rivayette şöyle denilmektedir: 

"İbnü'l-Kevvâ , Hz. Ali 'ye, ‘Zülkarneyn'in kim oldu­ğunu, bir kral mı, yoksa bir peygamber mi olduğunu’ sorduğunda Hz. Ali ; ‘O, ne bir kral, ne de bir peygamber idi. O, sağ karninden (alnının sağ tarafından), Allah'a itaat yolunda vurulmuş ve böylece ölmüş. Daha sonra Allah Te‘âlâ onu diriltmiş. Sonra bu sefer de, sol karnin­den (alnının sol tarafından) vurulup ölmüş, derken Allah onu tekrar diriltmiştir. O, böyle salih bir kuldur. İşte bundan dolayı, o, «Zülkarneyn» adını almış ve o mülke sahip olmuş.’ demiştir."([5]) 

2- Zülkarneyn, dünyanın en doğusuna ve en batısına gittiği için ona bu isim verilmiştir. 

Âyetlerde; "Zülkarneyn'in ‘Güneş'in doğduğu yer ’e ve ‘Güneş'in battığı yer ’e gittiğinin ifade edilmiş olması" hasebiyle; Zülkarneyn isminin; "dünyanın iki ucuna gi­den", "dünyanın iki ucuna sahip" manâsına kullanıldığı görüşü ileri sürülmüştür.([6]) Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v) 'den; "O; dünyanın iki karnini, yani doğusunu ve batısını dolaştığı için bu adı almıştır."([7]) şeklinde bir hadîs rivayet edilmiştir. Ayrıca Ehl-i Kitab 'ın da, "Zülkarneyn'in Bizans  ve İran 'ı ele geçirmiş olması sebebi ile bu adı aldığı"([8]) görüşünde olduğu nakledilmektedir. 

3- "Başında boynuza benzer iki çıkıntı olduğu" için bu ad verilmiştir.([9]) 

4- "Tâcının üstünde bakırdan iki boynuzu olduğu" için bu ad verilmiştir.([10]) 

Vehb bin Münebbih 'ten; "Zülkarneyn bir hükümdardı. Bu adı almasının sebebi başının iki tarafında bakır bu­lunmasıydı."([11]) şeklinde bir rivayet nakledilmektedir. 

5- "Saçları iki örgülü olduğu" için bu adı almıştır. 

Bu konuda Hasan Basrî 'nin; "Zülkarneyn'in iki saç ör­güsü vardı. Bunları boynuna dolardı. Bu sebeple ona Zülkarneyn adı verildi."([12]) dediği rivayet edilir. Ancak, eski çağ topluluklarının hemen hepsinde kadınlarda ve erkeklerde örgülü uzun saç modelinin yaygınlığına dikkat çekilerek, bu özelliğin ayırdedicilik vasfı taşımadığı söy­lenmiştir ki,([13]) oldukça makul bir düşüncedir. 

6- "Işığın ve karanlığın emrine verilmiş olması" veya; "ışığa ve karanlığa girmiş olması" sebebi ile bu isim ve­rilmiştir.([14]) 

Bu görüşün, Vehb b. Münebbih 'in Zülkarneyn'le ilgili rivayetinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Ona göre Allahu Te‘âlâ Zülkarneyn'e şöyle buyurmuştur: "Işığı ve karanlığı senin emrine veririm senin askerlerinden olur­lar. Işık sana yol gösterir, karanlık seni arkandan takip eder."([15]) 

7- "Cesâreti"nden dolayı "koç" gibi manâsına bu ismin verilmiş olabileceği söylenmiştir.([16]) 

8- "Rüyâsında kendisinin yıldızlara tırmandığını ve Güneş'in iki ucu ndan tutunduğunu görmesi"nden dolayı bu ismi almıştır.([17]) 

9- "Onun hayatı boyunca iki ‘karn’ (=çağ, nesil) insan gelip geçtiği" için ona bu isim verilmiştir.([18]) 

Bu görüşlerin dışında Zülkarneyn kelimesinin anlamı konusunda muhtelif kaynaklarda değişik yorumlar bulu­nabileceği gibi, her insanın, yine aynı yolları kullanarak orijinal sonuçlara ulaşması da mümkündür. Meselâ "karn" kelimesinin "ağaç kabuğundan yapılan ip" manâsı esas alınırsa, onu gideceği yere götürmüş olan "sebeb"e işaret olarak, "iki karn'a (ipe) sahip" şeklinde bir çıkar­samada bulunulabilir. Çünkü; "sebeb" kelimesinin manâ­larından biri de "ip"tir ve kim bilir buna benzemedik daha nice fikirler ileri sürülebilir. 

Peki; doğruya en yakın ve daha sağlam bir delile da­yanacak görüş bu görüşlerden hangisi olabilir? Mâdemki Zülkarneyn kelimesi Kur’ân kaynaklı bir isimdir ve yine mâdemki bu konuda tefsir, hadîs ve tarih kitaplarında bulunan haberlerin çoğu birbirini nakzeder mâhiyette ve sıhhatinden emin olamadığımız rivayetlerdir, şu hâlde, Kur’ân'da Zülkarneyn ismine benzer isimlerin kullanılış tarzına ve "karn" kelimesine Kur’ân'ın yüklediği manâ­lara bakarak bir sonuca gitmeye çalışmanın yerinde ola­cağı kanaatindeyiz. 

Kur’ân'da, Zülkarneyn ismine benzer iki isim daha bulunduğunu görüyoruz: Zünnûn ve Zülkifl. 

"Balık sahibi" manâsına gelen "Zünnûn" isminin, açık bir şekilde Hz. Yûnus (a.s.)  için kullanıldığı görülmekte­dir. Enbiyâ Sûresi  87. âyette geçen bu isim, Hz. Yûnus 'u bir balığın yutmasından kinâye olarak kullanılmıştır: 

"Zünnûn 'u (balık sahibini) da (hatırla). Hani öfkelene­rek gitmişti de, Bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırma­yacağımızı sanmıştı. Fakat sonunda karanlıklar içinde; ‘Sen'den başka tanrı yoktur; Sen münezzehsin! ?üphesiz ben haksızlık edenlerden oldum!’ diye seslenmişti." 

Ayrıca, Kalem Sûresi  48. âyette Hz. Yûnus 'un "Sâhib-i Hûd " (=balık sahibi) olarak vasıflandırıldığını da hatırla­tarak; Zünnûn kelimesinin Hz. Yûnus  için kullanılan bir lakap olduğunu söyleyebiliriz. Kısaca Zünnûn  kelimesi isim değil, bir lakaptır. 

Hz. Zülkifl 'e gelince; peygamber olup olmadığı konu­sunda bir görüş birliğine varılamasa da, genelde kendi­sine nübüvvet verildiği kabul edilmektedir. "Pay sahibi" manâsına gelen bu kelimenin, kaynaklarda Hz. Eyyûb'un oğlu ?eref  için kullanıldığı zikredilmektedir.([19]) Sâd Sûresi  48 âyette: "İsmail 'i, Elyasa 'yı, Zülkifl 'i de an; hepsi de hayırlı kimselerdi!" buyrulmaktadır. Bu kelimenin de, isim değil bir şahsın lakabı olarak kullanıldığı anlaşıl­maktadır. 

?u halde; Kur’ân'ın üslûbu dikkate alındığında, Zül­karneyn kelimesinin –âlimlerin de genel kanaati doğrul­tusunda– isim değil, bir lakap olduğunu söyleyebiliriz. 

?imdi de, bu lakabın esasını teşkil eden "karn" keli­mesinin Kur’ân'da hangi manâlarda kullanıldığına baka­lım: 

"Karn" kelimesi; Zülkarneyn ismi haricinde, 19 âyette tekil olarak "karn" ve çoğul olarak "kurûn" şekillerinde geçmektedir.([20]) Denebilir ki; "‘karn’ kelimesi, bu âyet­lerin hemen hepsinde, ‘nesil, bir devirde yaşayanlar, millet’ manâlarında kullanılmıştır:" 

En‘âm Sûresi  6. âyette; "Görmediler mi; önlerinde kaç karn (nesil) helak ettik!.." 

Mü’minûn Sûresi  31. âyette; "Bunların ardından başka karnlar (nesiller) var ettik!" 

Furkân Sûresi  38. âyette; "Âd, Semûd milletleri  ile Ressli'ler i ve bunların arasında birçok karnları (nesilleri) de yerle bir ettik!" buyrulmuştur. 

Bu husustan hareketle diyebiliriz ki: Kur’ân'ın "karn" kelimesine yüklediği manâya göre, Zülkarneyn lakabı bü­yük ihtimalle "iki nesil sahibi, iki devir sahibi" manâsını ifade etmektedir. Yukarıda maddeler halinde verdiğimiz görüşlerin sonuncusu olan bu görüş, kanaatimizce Kur’ân'ın anlayışına en uygun olan görüştür. 

D- Melek mi, insan mı; peygamber mi, hükümdar mı; peygamber-hükümdar mı alelâde insan mı? 

Zülkarneyn'le ilgili çoğu konuda olduğu gibi bu ko­nuda da kaynaklar kesin bir bilgiye götürmüyorlar. Yukarıdaki soruları kaynaklara yönelttiğimizde, her so­ruya evet cevabı alabileceğimiz bir eser bulmak müm­kündür.  

1) Zülkarneyn melek mi, yoksa insan mıydı? 

Zülkarneyn'in melek olduğu görüşü; daha ziyâde onun hakkındaki insan üstü olayları işleyen rivayetlere bakıla­rak oluşmuş bir kanaat gibi görünmektedir. Çünkü âyet­lerde, bir taraftan bu görüşü destekler mâhiyette hiç bir delil bulunmazken, bu görüşün aksine insan olduğunu gösterir bir ifade tarzı hâkimdir. Zülkarneyn'in melek ol­duğunu savunan çok az kimse bulunması sebebiyle, bazı tefsirler bu konuda bulunan rivayetleri alma gereğini bile hissetmemişlerdir. Bazı kaynaklar ise, bu konuda elde mevcut birkaç rivayete zayıf gözüyle bakmışlar ve sadece nakletmekle yetinmişlerdir. 

Taberî 'nin naklettiği bir rivayette, Peygamberimiz (s.a.v.) 'e Zülkarneyn'den sorulmuş; O da; "Sebeblerle yeryüzünün altına seyahat etmiş bir melektir."([21]) şek­linde cevap vermiştir. 

Bu konuda Âlûsî  de Cübeyr b. Nefîr 'den; "O bir me­lekti; Allahu Te‘âlâ onu yeryüzüne indirdi ve ona her şeyden bir sebeb verdi."([22])  şeklinde bir başka rivayet nakletmektedir. 

Çoğu müfessirin kitabına aldığı diğer bir rivayet de şöyledir: "Hz. Ömer  bir adamın ‘Yâ Zelkarneyn!’ diye seslendiğini işitti ve şöyle dedi: ‘Affet Allahım! Demek siz peygamberlerin isimlerini koymaktan hoşlanmıyorsunuz da, meleklerin isimlerini (isim olarak) koyuyorsunuz ha!’"([23]) Âlûsî , bu rivayeti naklettikten sonra; garip bir rivayet olduğunu, sahîh olmayabileceğini ifade eder.([24]) Böyle bir melek ismi bilinmediği gibi, bu konuya işaret eden bir âyet veya sahîh hadîse de rastlanmamaktadır. 

Bu konuda başka bir görüş de; "Belkıs 'ın olduğu gibi onun annesinin de cinler den olduğu"([25]) görüşüdür ki, fazlaca itibar görmemiştir. 

Kaynaklarda, Zülkarneyn'in melek veya cin  olduğunu iddia eden rivayetlere oranla, onun insan olduğu tezini işleyen rivayetlere daha çok rastlanmaktadır. Bu cümle­den olarak, bir rivayete göre; "Mısır'lı bir adamdı. Adı da Nûh'un oğlu Yafes'in oğlu Yunan 'ın soyundan Merziban b. Merduye el-Yûnânî "([26]) idi. Bir başka riva­yette de; "Rûmlar ın yaşlılarından bir yaşlı kadının oğlu"([27]) olduğu söylenmektedir. 

Bu meyanda Hz. Ali 'den de; "O, salih bir kuldu."([28]) sözü nakledilir. Aşağıdaki başlık altında tamamı verilen bu rivayetin tevâtür derecesinde bir şöhrete sahip olduğu görülmektedir. 

Zülkarneyn'in insan veya melek olduğu tezlerine delil olarak getirilen rivayetlerin, esas itibariyle âyetler ışı­ğında değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Zira, konuyla ilgili âyetlerde; "ona dünyada imkân verildiği, bir sebeb vasıtasıyla uzaklara gittiği" ifade edilmektedir ki, melek­lerin bir yere gitmek için ayrıca bir vasıtaya ihtiyaç duy­mayacakları âşikârdır. Öte yandan, karşılaştığı bir kav­min Zülkarneyn'e haraç teklifinde bulunması da, onun in­san olduğunun bir başka delili olsa gerektir. 

Çoğu âlim, âyetlerdeki üslûba bakarak, onun insan olduğuna dair rivayetleri esas almışlar, insan olduğu ka­naatine vardıktan sonra da, onun bir peygamber mi, hü­kümdar mı, hükümdarsa bilinen tarihî şahsiyetlerden kim olabileceği sorularının cevaplarını bulmaya çalışmışlar­dır. O elbette bir insandı; ama nasıl bir insan? 

~~~

Bu araştırmalarda, Zülkarneyn'in başından geçenlere temas edilmekle birlikte, araştırma gayelerinin daha zi­yade Zülkarneyn'in tarihî bir şahsiyet olarak kim olabile­ceği hususuna yönelik olduğu görülür. Aslında bu durum, hemen hemen ilk devirlerden itibaren bu konuda fikir be­yan edenlerin çoğunda gözlenmektedir. Böylece Zül­karneyn'in kimliği konusunda onlarca fikir oluşurken, Kur’ân'da Zülkarneyn'in başından geçtiği anlatılan hâdi­selere belli bir bakış açısı oluştuğu, bu bakış açısının da devirler boyu hiç değişmediği anlaşılmaktadır. Bu kitabın yazılmasında esas etkenin bu olduğu söylenebilir.

Zülkarneyn'in kimliğinden ziyâde, onun neler yaşadığı konusunda kaynaklarda bulunan görüşlerin sorgulan­ması ve âyetlere yeni bir bakış açısı ile yaklaşılması ge­rektiği fikrini bize veren, yine âyetler ve âlimlerin görüş­leri olmuştur. Burada; satır aralarında bize ışık tutan, ilk döneme ait rivayetleri bize ulaştıran ve âyetleri yaşadık­ları devrin ilmi seviyesi nisbetinde en güzel şekilde anla­maya ve anlatmaya çalışan bütün müfessirlerimizi saygıyla anıyoruz... Ölenlere Allah'tan rahmet diliyoruz.

~ ~ ~
İskender Türe  

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Vecihüddin Ebu'l-Muzaffer, Siret el-iskender, (c. I/H. 871, c. II/H. 881) Süleymaniye Ktp. Ayasofya Kit. nr. 3003, 3004; es-Sûrî ibrahim b. Mufarrac, Siret el-iskender, Süleymaniye Ktp. Fatih Kit. nr. 4390. 

[2] O. ?aik Gm Ansiklopedisi, V/108 9. 

[3] Zülkarneyn'e Aitp. H. Hüsnü Paşa Kit. nr. 76/11, v. 140-145; Risâle iskender, i.Ü.E.F. Türkoloji Ktp. nr. 92 

 [4] ibn Manzûr, "Karn", Lisânü'l-Arab. 

[5] F. Râzî, TKB, XV/247; Taberî tarafından bu rivayet bazı farklılıklarla üç ayrı senetten verilir, bk. Taberî, CB, XVI/7; Ayrıca bk. Âlûsî, RM, XVI/24 ve 30. 

[6] Beydâvî, ETET, III/273; ibn Kesîr, TKA, X/5062-5063; Elmalılı en meşhur olan görüşün bu olduğuna işâret eder. E. H. Yazır, HDKD, V/382. 

[7] F. Râzî, TKB, XV/248. Kütüb-i Sitte'de bu hadîs bulunmadığı gibi, Zülkarneyn'le alâkalı hiç hadîs bulunmamaktadır. 

[8] Vehb b. Münebbih'ten naklen, ibn Kesîr, TKA, X/5062; Taberî, CB, XVI/7. 

[9] Ehl-i Kitab'ın bir görüşü olarak Vehb b. Münebbih'ten naklen, ibn Kesîr, TKA, X/5062; Taberî, CB, XVI/7; Bu iki çıkıntının etten olduğu da söylenmiştir. bk. Vedî‘a Tâhâ en-Necm, "?ahsiyyetü Zilkarneyn", Mecelletü Mecmai'l-Lugati'l-Arabiyye bi-Dımaşk, (Dımaşk 1968), c. 43/2, s. 386. 

[10] ?. Sâmi, Kâmûsu'l-A‘lâm, III/2227; ibn Kesîr, bu fikrin çok zayıf olduğunu belirtir. ibn Kesîr, BN, I/280b. 

[11] ibn Kesîr, TKA, X/5062; Taberî, CB, XVI, s.7. 

[12] ibn Kesîr, BN, I/180b; Ayrıca bk. F. Râzî, TKB, XV/248. 

[13] Mustafa Muhammed et-Tayr, "Zülkarneyn ve Fütûhâtuhû fi'l-Maşârık ve'l-Mağârib", Mecelletü'l-Ezher, (Kahire 1979), c. 51, sayı 7, s. 1618. 

[14] F. Râzî, TKB, XV/248; 

[15] Taberî, CB, XVI/13. 

[16] F. Râzî, TKB, XV/248; Beydâvî, ETET, III/273. 

[17] F. Râzî, TKB, XV/248; Ayrıca bk. Ebu's-Suûd Efendi, iRAS, , V/573; Bagavî, MT, 219b; ibn Manzûr, "Karn", Lisânü'l-Arab. 

[18] F. Râzî, TKB, XV/247; ibn Kesîr; "karneyn"in "yok olan iki oba" manâsına geldiğini söyleyenler bulunduğunu rivayet eder. bk. ibn Kesîr, TKA, X/5076. 

[19] E. H. Yazır, HDKD, VI/474. 

[20] "En’âm 6/6; Meryem 19/74, 98; Sad 38/3; Kaf 50/36; Mü’minûn 23/31, 42; Yûnus 10/13; Hûd 11/116; isrâ 17/17; Tâhâ 20/51, 128; Kasas 28/43, 45, 78; Secde 32/26; Yâsin 36/31; Ahkâf 46/17; Furkân 25/38. 

[21] Taberî, CB, XVI/13. 

[22] Âlûsî, RM, XVI/24; Ayrıca bk. Kurtubî, CAK, XV/40a. 

[23] Taberî, CB, XVI/13; Ayrıca bk. Âlûsî, RM, XVI/24; ibn Kesîr, BN, I/180b; E. H. Yazır, HDKD, V/381-382; F. Râzî, TKB, XV/248; Ebu's-Suûd Efendi, iRAS, V/572; Kurtubî, CAK, XV/40b. 

[24] Âlûsî, RM, XVI/24. 

[25] Bîrûnî, AB, s. 46; Ayrıca bk. Bîrûnî'den naklen, Vedî‘a Tâhâ en-Necm, agm., s. 385. 

[26] Taberî, CB, XVI/12. 

[27] age., XVI/13. 

[28] F. Râzî, TKB, XV/247; Taberî, CB, XVI/6. Âlûsî, RM, XVI/24, 30; ibn Kesîr, TKA, X/5062; E. H. Yazır, HDKD, V/385. 
…………